- evet..
çünkü ustanın da dediği gibi "insan kendi kendisine karşı tümüyle içten olabilir mi"..... Kim kendi hayat hikayesini tüm hissiyatlarıyla anlatabilecek kadar cesur veya masum... Canı sıkılan biri en fazla ne kadar saat uyuyabilir, insanoğlu ademoğlu elbet yer o elmayı.. Hata elmayı yemekten ziyade süslemek zaten, var olamayan bir şeyi var etmeye çalışıp o varlığın adını lekelemek , ne demek istediğimi sanırım Dostoyevski daha iyi anlatıyor...“İnanır mısınız? İki kez de böyle aşık olmayı denedim ve bu yüzden olmadık acılar da çektim. Kalbimin bir köşesinde bu acıya inanmamazlık ve hem de bu acıyla alay etmek yeşerirken, yine de acı çekmeyi sürdürdüm. Üstelik sırılsıklam bir aşık gibi kıskanıyor ve kendimi kaybediyordum. Bunun tek sebebi can sıkıntısıydı. Maalesef bu bir can sıkıntısı… Tembelliğin ve bir şey yapmamanın verdiği can sıkıntısı beni eziyordu. Bunun sonucu da haylazlığa yöneliyordum. Zaten bu haylazlık, bilincin doğal ürünü olan tembellikten başka nedir ki?”
can sıkıntısından mı yani o, bizleri işlerimizden alıkoyan , saatlerce arkadaşlarımızı ve onlar la beraber bizi ağlatan, üzen ... "Can sıkıntısı" denilen şey mi bir ömürlük dramı sahneleyen...
Yılların Dostoyevskisi tanıyamıştır Mevalana yı ondan aşk hakkında apır sapır konuşmuştur diyebilirsiniz.. 21.yüzyıl ve biz çoğu saf melikelerimizi kaybetmek zorunda bırakıldık.
Çok uzun süredir yıllardan can sıkıntısı...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder